Moğolistan : Yoldan Ötesi
Montumun da içerisinde olduğu sırt çantam — uçağın yarısının bagajları gibi- Ulan Batur’a ulaşmadı. Çok sık oluyormuş burada. “Yarınki uçakla gelir” dediler. “Eyvallah” dedim. Sanırım anlamadılar 🙂 Aslında macera en baştan başlıyormuş, sonra anlayacaktım.
Moğol arkadaşım Bat beni karşıladı, Ulan Batur’un kıyısında bir mahalledeki evine götürdü. Evlerinin bahçesinde Ger’ler/Yurt’lar (Moğol çadırları) vardı. Yurtlar şehirde de hayatın bir parçası olmaya devam ediyor. Annesi hemen Tsai dedikleri süt, su, yeşil çay ve tuzdan yapılan ve Moğolistan’da, bizim çayın yerini tutacak kadar yaygın içilen içecekten ikram etti ve Buuz (bir çeşit mantı) yaptı. Sabahın erkeninde kahvaltı olarak höpürdeterek yedik içtik. Güzel bir gün doğuyordu. (…)


Bu merkezdeki ritüel, herkesin, ayakkabılarını çıkararak girdiği bu alanda, oturarak, yatarak, uzanarak ya da ayakta biraz zaman geçirmeleri, meditasyon yapmaları ve sonrasında sağdaki kapıdan (Gümüş Kapı) çıkmaları ile tamamlanıyor. Çıkıştaki tabela bir durdurup düşündürüyor: “İyi şanslar ve barış getir!”
Moğolistan’da otostop neredeyse imkansız zira neredeyse her araç bir taksi. Paylaşımlı bir taksi ile Ulan Batur’a döndüm, gece havalimanına vardım. “Sizin çantayı havayolu şirketinin şehir merkezindeki ofisine gönderdik, orası da ancak sabah açılır” dediler. (…)
Cengiz Han Anıtı Yerleşkesi – Ulan Batur
Yolun bittiği yerde Moğolistan başlar derler, başlamıştı. (…)
Nehre yaklaştım tekrar, onun nerede olduğu gayet belirliydi. Arazi kurumuş bataklık, motoru hoplatıp duruyor. Bol sinek. Motordan indim bir ara keşif için, kıyıya yaklaşınca balçığa batıyorum, yok buradan da geçilmez. Güneş batmış, hava kararmaya yüz tutmuş. Devamı: Kitap
